| MAZİ KALBİMDE YARADIR |
|
|
|
| Yazar Yasemin YILDIZ |
| Salı, 25 Mayıs 2010 00:02 |
|
Mazi kalbimde yaradır……. Aslında Ajda’dan bir şarkıyla başlamalıydı, kendisinin Sedat Simavi’nin babadan kalma gazetesini satmasına neden olduğu söylenir. Yakın tarihe ve artık mazi imajıyla dolu konuşmalara bakılırsa dik duruşlu medya patronudur Simavi. Ancak herhalde kendisi bile ‘’medya patronu‘’ sözünü kullanmamıştır.Ben hemen Ajda Pekkan ve Aydın Doğan çizgisinde bir tarih bağı kurmadan gazetecilik konusuna yoğunlaşayım.Bu konunun özelikle laçkalaştırılmaması fikrindeyim çünkü. Söylendiğine göre, ben görmedim bunu, haber yapma yalnızca muhabirlikten gelen gazetecilere ait bir işmiş.Bu gazeteciler önce polis-adliye muhabirliğinden başlarlar işe burada asayiş ve adaletle ilgili mekanizmayı, işleyişi kavradıktan sonra, örneğin yerelde vilayet, defterdarlık ve üniversite gibi kurumlarda iş yaparlar devletin ve kurumların işleyişini buralarda kavrarlarmış.Bu Ankara ölçeğinde en son olarak Bakanlıklar, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı, Meclis muhabirliğine kadar gidermiş. Ama bu Apdi İpekçiler, Çetin Emeçler zamanındaymış yahu..Hatta bir parlamento muhabiri adabı muhaşerete özellikle dikkate eder, üslubuna itina edermiş.Bir gazeteci üslubundan bahsedilebilirmiş.Buna mukabil devlet adamları da basın mensuplarına nasıl davranılması gerektiğini bilir yine saygınlıklarını muhafaza ederlermiş o zamanlar.Sanırım bu nokta basına verilen kıymetle alakalı.Yine söylendiğine göre Özal zamanında alt-üst olmuş tüm bu ilişkiler zinciri, Özal, muhabirleri değil gazete yayın yönetmenlerini, gazete sahiplerini muhatap almış ve birebir ilişkiler, demeçlerle yürütmüş basınla olan ilişkilerini.Herhalde gündem belirleyecek sözler sarf etmek daha kolay olmuştur.Bu yoz tutum için yalnızca Özal’a mı kızmalıyız bilemiyorum.Haber yapma yeterliliği ve bilgisi kimdedir artık seçemiyorum. Daha da yukarılardan mı bakmalı, şimdilerde de tüm şiddetiyle devam eden basın temaşası aslında dünyadakinden bağımsız olmayarak meydana gelmiş olan olgudur, bu bizdeki de Türkiye ayağıdır işte mi demeli. Diyebiliriz. Demokrasi projelerinde (Amerika, 1983) açıkça yer alan ‘basın en büyük silahımızdır’ sözlerine mi dönmeli. Dönebiliriz. Nereden bakarsak bakalım, içler acısı durumun sızısını duyacağımıza eminim.Yerel basından bahsedecektim ağırlıkla, TRT’nin yerel basın gündemini takip eden program konseptine takıldı tesadüfen gözüm, yerel basın mensubunun haberleri seçmeye tabi tutulmuş gibi, hani nerede habercilik.TRT’yi düşünmekten alamadım sonra kendimi.Olanlar, söylentiler, soru önergeleri, icraatlar; işsiz kalanlar... İşsiz kalanlar demişken yaygın medyada ne çok oldu bu değil mi son yıllarda. Siyasi otorite ile yüzgöz olundu çünkü ve değişik –bilindik- sebeplerden bağımsız kalamadı basın.Dik duruşlu medya yöneticilerini arıyor gözler. Aydın Doğan’ı Türkiye’ye bir nevi armağan etmiş olan Ajda Pekkan’a bir şükran sunalım ama (!) madem şarkı söyleyecek havada değiliz. Basın ahlak ilkeleri neredeymiş, toplum mühendisliğinin en kolay yolu basınmış, medya dördüncü güç, demokrasinin olmazsa olmazıymış….. Ben daha medya patronu söylemini kabullenememişken bunun sermayesi, yandaşı hatta tetikçisi (malum gazete: Taraf) söylemleri almış başını gidiyor. Ne işler çevriliyor ne işler.Nerede haber ? Bir çıkış arıyor aklım, ister istemez. İster istemez.Yerel basın. İster istemez yerel basın. Dik duruşunu, namusunu koruyabilir çünkü. İnanılırlığını, güvenilirliğini son nefesine kadar devam ettirebilir ve her daim günceldir. Değerli okur, bakış açımızın ve her türlü desteğimizin bu noktadan olduğunu ifade etmekten mutluyum. Son yıllardaki halleri basının makus kaderi kabul etmiyorum…Bu arada kader demişken ilave edeyim hemen: Kömürü dağıtanlar cevherini yeryüzüne çıkaranlara orijinal yorumlar getiremediler bu kez öyle değil mi? Sorunun kaynağı zaten bu, işte bu! Kadercilik! İş özel sektöre ait olsaydı o zaman görecektik asıl ama ocak devlete ait olunca bakınız nasıl ipuçları veriyor idarecileri tarafından. Hem ipucu veriyor hem de sorunun kaynağını gösteriyor. Yine sözler kulakları tırmalayan sözler oluyor. Şu son sözlerim gündemin yerele aksi sedasıdır, diyorum bir de artık diyecek laf bulamıyorum. |





