EĞİSTE (BAĞBAŞI) KASABASI PDF Yazdır E-posta
Yazar Ramazan BİLGİLİ   
Pazar, 18 Nisan 2010 01:14

BAĞBAŞI KASABASI'NIN (EĞİSTE) YERİ
Bağbaşı Kasabası Orta Toros'ların Taşeli Yaylası Bölgesindedir. Konya İlinin güneyinde yer alan Hadim İlçesine bağlı bir kasabadır. Hadim-Konya Karayolu üzerinde bulunan Bağbaşı Kasabası Hadim'e 22 km Bozkır İlçesine 30 km. mesafededir. Hadim ilçesi ile Bozkır ilçesi arasında bir köprü konumundadır. Konya il merkezine 108 km Alanya'ya 100 km uzaklıkta olan kasaba , Bolat Kasabası, Taşbaşı Köyü, Armutlu Köyü, Hamzalar Kasabası, Kaplanlı Köyü, Hadim İlçesi ile sınırları çevrilidir.En son nüfus sayımına göre 1,065 nüfuslu olan eğistede halk, bağcılık  ve  kirazcılıkla uğraşmaktadır.

EĞİSTE ADININ KÖKENİ
Kasaba Alanya - Bozkır - Konya Kervan ve Ticaret Yolu üzerinde kurulmuştur. Bu cihetle köyün yakınından kervanlar gelip geçmektedirler. Köy sınırları içinde Dere Hanı ve Araplar Hanı gibi yapılar bulunması bu görüşümüzü destekler mahiyettedir. Bizans'ın ilk döneminden kalma önemli bir şehrin kalıntıları kasabamızın yakınındadır(Karakaşlı ve örenler).Bu kalıntılar arasında mimari olarak eğri yapılmış bir kilisenin bulunduğuda bilinmektedir. Kervan yolundan geçen Yörükler "'Eğri Kilise'nin Yanında ki Köy" diye isim takmışlardır. Bu isimde zamanla halk ağzında "Eğiste" şeklini almıştır. Bu isim bir anlam taşımadığı için 1961 yılında "Bağbaşı Kasabası olarak değiştirilmiştir. Esasen yörenin bir semtinin adı "Bağbaşı" olması cihetle, Eğiste adı bir anlam taşımadığı için ve köy halkı bağcılıkla uğraştığı için Bağbaşı Kasabası olarak değiştirilmiştir'.

BU KÖY BİZİM KÖYÜMÜZ

 

 

 

EĞİSTE köyümüz iki geçeli

Bizim İlimizin Yüksek Dağları

Üst Başında Pınar gözü neşeli

Kıvrım kıvrım uzar gider yolları

Yıllar oldu biz gurbete göceli

Topragın üstünü al yeşil bürümüş

Ara ara ziyaretin ederiz

Gözlü pınardan akar suları

******

******

İki Dağın Etegine kurulmuş

AğaçlarAçılır örtünür beyaz

Zümrüt gibi yeşillere bürünmüş

Yaradan Mevlaya ederler niyaz

Dört Köprü üstünden Yollar verilmiş

Önce bahar gelir Sonra yaz

İstambul misali bizim Köyümüz

Bahar Yaz ayları şirin Köyümüz

******

******

Hadimdir KazamızKONYA İimiz

Oymak oymak olur karların süsü

Mevlana`nın torunuyuz hepimiz

Coşkundur dereler akıyor seli

Gurbet ele göç eyledi çogumuz

Ötüşen kuşların negüzel dili

Eğiste Köyüdür BizimKöyümüz

Bağbaşı Köyüdür Bizim Köyümüz

******

*****

Yedi Mahallenin mevcut imamı

Her mevsim Her zaman şirindir şirin

Pek nadirdir yoktur.Cahil kalanı

Zemzem gibi berrak o soğuk suyun

Hepisi Bilir Dini Kur`an-ı

Pınarın gözüne uğrasın yolun

Manevi Yöndende Güzel Köyümüz

Eğiste Köyüdür Bizim Köyümüz

******

*****

Yedi Camillidir Bizim Köyümüz

Yüksek Yaylaların havası serin

Hepisinde ayrı Ezan okuruz

Kesme ağacı uzatma elin

Bu Nimetin Kıymetini biliriz

Mezarın üstünde yeşersin eserin

Eğiste Köyüdür Bizim Köyümüz

Doslar neslinizi ziyaret edin

******

******

Büyüklerde şevkat Küçüklerde hürmet

Ziyaretin Kıymetini bilmeyen

Vardır hepisinde yoğun merhamet

Acep varmı sılasını sevmeyen

Gençleri Yaşlısı Cömerttir Cömert

Farzla sünnete minnet etmeyen

Eğiste Köyüdür Bizim Köyümüz

Gelmişler Dünyaya eğlenmek için

*****

******

Acar Bahçelerin gülleri Açar

Bu yazıyı yazan ELLER

Dalında bülbüller seheherde öter

Derleyibte Dizen Diller

Arılar kovanda Petek-bal Yapar

Acep Birgün Solarmı Ola

Hadim Kazasında Tektir Köyümüz

Gönlümdeki Taze Güller

******

*****

Bahar gelir Bağlar döner tefeğe

Türlü Niğmetler içinde

Arılar dolanır Taze çiçeğe

Mevlam Neler verdi Bize

Goruklar Döner Bala Şekere

Sözlerimiz burda bitsin

Üzümü,Pekmezi Meşur Köyümüz

Selam olsun Hepimize

*****


Ne kadar söylesek bitmez Tükenmez

M.ALİ AYSEL

Merttir insanları değer biçilmez


Hepinin sohbetine doyulmaz


Eğiste Köyüdür Bizim Köyümüz


EĞİSTE HİKAYELERİİİİİİ......


GELİNCİGİN HİKAYESİ

Kasabanın girişinde "Pmargözü" isimli bir su kaynağı vardır. Kasabanın içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayan bu su kayııağınmda. yere 70-80 derece eğik yere doğru inen, kayaya oyulmuş gibi duran bir kuyuya benzeyen bir mağara vardır. Bu mağara özellikle kış mevsiminde halkın deyişiyle patlar ve normal su kaynağının 25-30 katı su çıkar. Çok eski bir tarihte kasabada bir düğün olmaktadır. Düğün alayı köyü dolaşırken karşıdan bir düğün alayı daha gelmektedir. İki düğün alayının karşılaşması uğursuzluk sayılacağı ve evlenenlerin ömür boyu mutsuz olacağına dair bir inanışı bulunan ve halk tarafında(sonradan) ermiş bir kadın olarak adlandırılan gelin hem kendisinin hem diğer gelinin mutsuz olmaması için Allah'a. Şöyle dua eder : "Allah'ım canımı alda şu ganp kulunu bu uğursuzluktan kurtar" der. O anda gelinin atı "Pmargözü" denen su kaynağının önündeki tahta köprüden geçmektedir. Gelincik denen kuyu patlar ve gelini atı ile birlikte su kapar ve gelinciğin suyunu tahliye eden dereden gelinin cesedi Göksu Nehri'ııe gider halk cesedi bir hafta sonra, Göksu Nehri üzerindeki bir başka köyde bulur. Gelinin cesedi kasaba mezarlığına gelinliği ile defnedilir.
Halk bu olaydan sonra bu kuyuya benzeyen mağaraya "gelincik" demiştir, ismini bu olaydan sonra almaktadır.
Daha sonra mezarın başında bir ağaç bilmiştir. Gelinin kerametine inanan halk bazı hastalıklar için, (siğili olanlar, çocuğu olmayanlar nazar değenler, sürekli baş ağrısı çekenler, evlenemeyenler vb.) bu ağaca çaput bağlarlar.

Bu olaydan sonra bir ağıt yakılmıştır ve halk tarafından halen hatırlanan mısraları şunlardır.

Biz tam altı gardaşıdık.
Düğün günü cicemizi(*) bindirdik ata
Mahalleyi geçtikce bir saat öte
Köprüye vardıkta oldu bi hata
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

Kırat başını kaldırır ben öldüm diye
Albayrak yilbirder ben soldum diye
Gökdere gümbürdüyor ben aldım diye
Gelini gelini alı allı gelini
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

İndi gitti derelerin dibine
Balıklar örüldü örgülü saçına
Ah dalgıç getirin gelini bulalım
Gelini gelini ah allı gelini
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ

 

Kayınanası durmuş evini düzeltir
Kayınbabası durmuş yolları gözetir
Sağdıç damda güveyi öğretir
Gelini gelini ah allı gelini
Nittin ay gelincik benim CİCEMİ


****************************************************


ERMİŞ ÇOBAN HİKAYESİ

Bağbaşı Kasabası yerleşime açılmadan önce bazı Yörük aileleri, kasabaya yakın yerleşim yerlerin de hayvancılık yapmaktadır. Dört ailenin bir kısım davarını (koyun-keçi) saf kalpli ibadete düşkün çok az parayla çalışan bir garip çoban gütmektedir.Bu çoban bir gün çalılık, böğürtlenlerle, çayır çimenle kaplı bir arazı bulur. Burası kasabanın şimdiki bulunduğuyerdir "Pınargözü" mevkiidir. (Büyük bir su kaynağıdır). Sürüsünü her gün bu mevkiye getirip otlatır bir yandan da ilerde kendi hayvanları ve çiftliğini buraya kurmayı düşünür. Bu nedenle buradan kimseye bahsetmez Diğer çobanların sürüleri yavaş bir periyotla büyürken, bu çobanın sürüleri bol otlu çayır, çimenli, sulu arazide otladığı için hızlı bir periyotla büyür. Ağalar bu durumdan şüphelenirler toplanırlar ve hep birlikte toplanıp çobanı sorguya çekerler çobandan tatmin edici bir yanıt alamayan bir ağa çobanı döver ve ona cevabını duyamadım der diğer üç ağa birlikte çobanı döverler sonra gerçeği öğrenirler. Çoban yara, bere içinde giderken birisi " - Şuna bak aksaya aksaya gidiyor" der, bir diğeri : "Aksamıyor bu topal olmuş" der, bir diğeri çobanın yara berelerini gösterip: "Palazamı (hastalığı) uğradın der Çoban oradan gider bir daha da kimse onu göremez.Sonra ağalar yanlarına diğer üç ağayı da alırlar ve yedi aile kasabanın bulunduğu yere gelir çalı ve böğürtlemleri temizlerler ve yerleşirler.
Çoban yediği dayaktan çok alaya alınmasına içerlemiştir Elini açıp Allah'a dua etmiştir. Ağaların cezasını Allah'a havale etmiş; "Allah'ım doğrunu sen bilirsin bildiğin gibi yap" der Köye yerleşen ve çobanı döven onu duymadığını söyleyip dalga geçen ağa bundan sonra hiçbir şey duyamaz yani "sağır" olur. Yerleştiği mahalleye "SAGIRLAR MAHALLESİ" derler. Çobana "aksak" diyen ağa "aksak" olur yerleştiği mahalleye "AGSAKLI MAHALLESİ" denilmiştir. Çobanın topal olduğunu söyleyen ağa "topal" olur. Mahallesine "TOPALLAR MAHALLESİ" denilmiştir. Çobana "palaz'a" mı uğradın diyen ağa "palaz hastalığı'na tutulur ve mahallesine "PALAZLAR MAHALLESİ" denilmiştir.
Bu cezadan sonra çobanın ermiş olduğu anlaşılmıştır. Adı unutulmuş ismi "Ermiş Çoban" olarak kalmıştır


********************************************************



ÇOK HARMAN HİKAYESİ

Bu ismi bugün bir tarım arazisinin ismidir. Bu bölgede tarım ve bağcılık ve arıcılık yapılmakladır.Vaktiyle köyde iyi ve saf kalpli birbirini seven üç kardeş yaşamaktadır. Her biri kendi arazisine, arpa, buğday, ekerler.
Bu kardeşlerin en küçüğü yeni düğün yapmıştır ve çok borçludur. Bunu bilen iki ağabey kendi harmanının bir kısmınıgece gizlice kardeşlerinin harmanına aktarır ertesi gün durumu farkeden küçük kardeş, abilerinin geçiminin bu harman olduğunu düşünerek ağabeylerinin payını gece gizlici iade eder ve kendi harmanından da bir kısmını ağabeylerinin harmanına aktarır Ertesi gün ağabeyleri kendi harmanlanılın çok olduğunu görürler ve yine o akşam harmanı yeniden küçük kardeşlerine aktarırlar. Onların bu temiz ve engin ve cönert hareketinden dolayı bir ödül olsa gerek ki ertesi gün üçünün harmanı da çoğalmıştır.Bir rivayete göre bu üç kardeşin harmanı ölünceye kadar çok olmuştur. Her yıl tarlaları normalden çok fazla ürün vermiştir. Halk bu tarım arazisine "Çokharman" demiştir. "Çokharman" isminin efsanesi'de budur.
 

EĞİSTE FIKRALARIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII

 TARLAYA TUZ EKMEK

Osmanlı Devleti zamanında ülke savaş halindedir. Ülkede kıtlık vardır Ülkede tuz. sıkıntısı vardır. Halk tuz sıkıntısından kurtulmak için çeşitli çareler aramaktadır. Bunlardan birisi de eldeki tuzdan bir okkasını deneme mahiyetiyle bir tarlaya ekılmesidir. Bu sebeple bir okka tuz. tarlaya ekilir Uzun müddet beklenir fakat tarlada hiçbir etkinlik görünmez. Tuz yetişmez Halktan birkaç kişi bunun sebebim araştırmak için görevlendirilir. Uzun müddet gözlemden sonra teşhis konmuştur. Tuzu sinekler yemektedir. Bundan kurtulmak için uzun süre konan sinekler kovalanır, fakat baş edilemez Sinekleri öldürmeye karar verilir. Sinekler tüfek ile öldürülür sonunda birinin alnına bir sinek konar. Alnına sinek konan adam hafif bir ıslıkla diğerini uyarır ve parmağı ile alnını gösterir. Diğeri nişan alır ve ateş eder. Hem arkadaşını hem de sineği öldürür sonra şöyle der:
- Bir sizden bir bizden biz de olduk bir okka tuzdan.


****************************************************************


EĞİSTELİNİN KÖPEĞE SART ETTİRMESİ

Kasaba eskiden Konya'nın Bozkır ilçesine bağlı imiş ve halk Bozkır pazarına ticaret yapmak için gidermiş.
Bozkır yolu üzerinde azgın bir köpek vardır ve bu köpek yoldan gelip geçene saldırmakta yolcuları rahatsız etmektedir. Köylüler bu köpekten bıkıp usanmıştır. Egistelinin biri bu köpeğe bir ders vermek ister.
Ne yapar eder Köpeğin sahibini bulur ve köpeği çok beğendiğini ve onu satın almak istediğini söyler köpeğin sahibinin gönlünü yapıp köpeği satın alır ve bu köpeği yol üzerinde bulunan kuyunun yanına getirerek (agaçtan yapılmış el terazisine benzeyen,ucuna kova baglayarak kuyudan su almayı sağlayan bir tür yöntem) köpegi kovanın ipine baglayarak su dolu kuyunun icine batırıp ceker Köpek korkuyla havlamaya başlar. Köpeği tekrar çıkarıp tekrar kuyuya indirir. Bu işlemi sekiz on kez yapar ve köpeğe şöyle seslenir : Bundan sonra bu yoldan geçen egisteliye, kıl pantolonluya kıl ceketliye havlamayacağına yemin et, şart et ulan der.
Sonra köpeği serbest bırakır. Köpek öyle korkarki ki yoldan geçenlere saldırmak bir yana yoldan geçenlerden sürekli olarak kaçar ve böylecede köpek yemininde durmus olur ve kimeseyi rahatsız etmez...


**************************************************************


SAKLAMBAÇ

Köyde halkın işinin gücünün olmadığı günler den bir gün halktan beş on kişi vakit geçirmek için saklambaç oynamaya karar verir. Oyunda bir cezalı kişi (gözünü kapatıp diğerlerinin saklanmasını bekleyen kişi) biri saklanacak yer bulamaz ve saklanacak yer aramak için önce oyunun oynandığı mahalleden sonra köyden çıkar. Köyden bir hayli uzaklaşır. Hatta rivayete göre; köyden 15-20 km uzaklaşır ve yolcuların gelip geçtiği yolun üzerindeki bir köprünün altına saklanır ve beklemeye başlar. Uzun müddet bekler, (üç gün beklediği de söylenir) Beklemekten sıkılan adam yoldan geçen bir yolcuyla haber gönderir.
- Gelip bulacaksa bulsun yoksa ben bu oyunu bozacağım der


**************************************************************


KAFASIZ (EĞİSTELİLERİN KAYAYI ÜRKÜTMESİ)

Köyün ulaşımını sağlayan rampa bir yola bir bir kaya düşer. Yedi sekiz kişi bu kayayı kaldırmaya gider ama güçleri yetmez. Akıllılardan birisi kayayı ürkütüp (korkutup) kaçırmayı düşünür. Diğerleri kayayı ilerken o bir yere saklanır. Beklemeye başlar. Diğerleri bir kaldıraç yardımıyla kayayı hareket ettirirler, kaya yolda yuvarlanmaya başlar. Kaya meyilli yolda hız kazanır. Tam bu sırada Hız kazanan kayanın önüne saklanan adam. kayayı ürkütmek için çıkar ve "Kufi" diye bağırır ve kayanın altında kalır ve kafası kopar ve adamın kafası kaybolur.
Arkadaşları adamın kafasını göremeyince meraklanırlar ve tartışmaya başlarlar kafası vardı yoktu diye sonunda karısına sormaya karar verirler adamın evine gelirler ve kocasının kafasının olup olmadığını sorarlar.
Kadın : - Sabah evden çıkarken cöm cöm bir sakal cömbüldeyip (sallanıp) duruyordu ama; kafası var mıydı yok muydu hiç bakmadım der.

 

s;size:small;text:nn;separator:;badges:1,2,3,4,9,11,13,14}
Pazar, 18 Nisan 2010 02:49 tarihinde güncellendi