Taşkent Tarihi
Taşkent, Orta Toroslarda, Taşeli platosunda, Göksu Vadisi Kanyonları üzerinde kurulmuş, konya iline bağlı bir ilçemizdir.
Yerleşimi, tarihi kayıtlarda Komesettin İli olarak anılan Ermenek civarının 1227-1228 yıllarında Karamanoğullarının yerleşimine açılması ile yöredeki Türkmenler daha rahat hareket eder duruma gelmeleri ile kurulduğu belirtilmektedir. Toros Dağlarında kalan Ermeniler'in Kilikya’ya (Çukurova) toplanmaya başlamaları ile doğan boşluk Türkmen boylarından özel-likle Avşar, Çetmi, Köseliler gibi. boyların yöreye iskanı ile doldurulmaya başlanmıştır.
Çoğunlukla Avşar boyuna mensup Türkmenlerin Taşkent'e yerleşim tarihleri takriben 1225-I250 yılları arasındadır. Taşkent yanında şu an çevre kasabalar olan Avşar, Çetmi, Balcılar ve Bolay'ın da yerleşimi göçebe olarak buralara gelen Türk boylarının zamanla yerleşik hayata geçmeleri ile olduğu düşünülmektedir. İlçe merkezi yörede en eski yerleşim yeri olup, tarihi yapılarda da bu doğrulanmaktadır. 1570 tarihli tapu tahrir defterlerinden anlaşıldığı üzere Pirlerkondu (Taşkent'e) da 400 vergi mükellefinin bulunduğu kaydı mevcuttur. Taşkent, Alanya ile Karaman arasındaki kervan yolu güzargahında yer alan müstahkem bir mevkiye sahiptir. Bu özelliğinden dolayı eski tarihlerde ticaret ve zanaatkarlık oldukça gelişmiştir.
Tarihte Pirilerkondu adı ile anılan Taşkent'e, bu isim 1930 yılında Vali İzzet Bey tarafından verilmiştir. O günden beri Taşkent adı ile anılan nahiye 04 Temrnuz 1987 tarih ve 19507 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3392 Sayılı kanun gereğince İlçe olup, 11 Ağustos 1988 tarihinde ilçe olarak fiilen faaliyete geçmiştir.
Taşkent'in Coğrafi Durumu
Taşkent İlçesi, Konya İli'nin 133 Km. güneyinde, 1620 rakımında bulunmaktadır.
Akdeniz sahiline yaklaşık 100 Km. kuş uçuşu mesafede olup, coğrafi bölge olarak Akdeniz bölgesinde yer alır. Ancak bulunduğu yer olarak, Orta Torosların Taşeli mevkiinin oldukça yüksek bir bölgesi olması nedeniyle bozulmuş akdeniz ile karasal iklim özellikleri bir arada bulunur. Taşkent'te kışlar soğuk ve karlı, yazlar ılık ve kurak geçer.
Taşkent'in Nüfus Yapısı
İlçe Merkezinin nüfusu 1990 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 8.767'dir.
İlçenin toplam nüfusu ise 29.750'dir. Bu nüfusun 2.013'ü köylerde kalan kısmı ise İlçe merkezi ile kasabalarda yaşamaktadır. Son yapılan 30 Kasım 1997 tarihli nüfus sayımına görede ilçe merkezi nüfusu 16.181'dir. İlçenin 2000 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfusu 46.397 dir.
Taşkent'in İdari Durumu
İlçemizde 4 kasaba, 3 köy ve ilçe merkezi ile birlikte 9 yerleşim birimi bulunmaktadır.
Kasabalarımız Afşar, Balcılar, Bolay ve Çetmi, Köylerimiz ise Kecimen, Kongul ve Sazak tır. İlçe merkezinde ve kasabalarda toplam 14 adet mahalle bulunmaktadır. Bunlar; Taşkent merkezde Bektaş, Hıra, Şihlar ve Ilıcapınar mahalleleri, Afşar beldesinde Savcılar, Tepecik ve Yukarı mahalleleri, Balcılar beldesinde Aşağı, Orta ve Veliler mahalleleri, Bolay beldesinde Taşbaşı ve Yeni mahallesi, Çetmi beldesinde Çömeşpınar ve Yeni mahallesidir.
Taşkent'in Sosyal Durumu
Taşkent'in Sosyal Durumunu konut, sosyal yaşantı, sağlık hizmetleri, iş ve çalışma hayatı olarak 4 başlıkta inceleyebiliriz.
a) Konut: İlçe merkezinde binalar bitişik nizam da inşa edilmiş olup, arsa sorunu hat safhadadır. Yapılar genellikle taşla inşa edilmektedir. İlçemiz merkez, kasaba ve köylerin de resmi binalar dışında betonarme bina sayısı %27'dir.
b) Sosyal Yaşantı: Yaşantılarında Anadolu'nun tipik yaşam özellikleri göze çarpar, ailede erkeğin yeri tartışılmaz kabul edilir. İlçemiz genelinde tarım ve hayvancılıkla uğraşıldığından, İlçe merkezi ve kasabalardaki hayat da köy yaşantısına benzemektedir. Ancak son yıllarda ilçe genelinden çalışmak için çok sayıda nüfusun gitmesi ve ilçede açılan meslek yüksek okulunun faaliyete geçmesi sonucunda toplumsal davranışlardaki geleneksel'yapı değişmektedir. Giyim ve kuşam Anadolu insanın iş hayatına uygun olarak belirlenmiştir. Gençler arasında modaya göre giyim yaygınlaşmaktadır.
c) Sağlık Hizmetleri: İlçemiz genelinde sağlık hizmetleri yetersiz personel tarafından yürütülmeye çalışılmaktadır. Ilıcapınar kasabası sağlık evi inşaatı tamamlanmış olup, ebe ataması sağlanmalıdır. Diğer bütün kasabalarımızda Bolay hariç ambulans faal olarak bulunmakta, ambulansların şoförünün olmaması özellikle büyük sıkıntı yaratmaktadır. İlçemiz merkezinde yapımına 1992 yılında başlanan Devlet Hastanesinin bitirilmesi İçlimizdeki sağlık hizmetlerinin daha verimli bir şekilde yürütülmesinde katkıda bulunacaktır.
d) İş ve Çalışma Hayatı: 2000 yılı nüfus sayımına göre; nüfusun %23'ü ilçe merkezinde %77'si köy ve kabalarda yaşamaktadır. Çalışabilir nüfusun %55'i tarım ve hayvancılık, %13 ticaret, %12'si serbest meslek ve %20'si diğer sektörlerde çalışmaktadır. İlçe genelinde tarım arazilerinin ve iş sahasının yetersiz olması büyük kentlere göçü hızlandırmıştır. Çok sayıda bölge insanı gittikleri yerlerde başarılı olmuşlar, gerek ülke içerisinde gerekse yurtdışında kurdukları şirketler, açtıkları işyerleri ile Taşkent ve Taşkentliyi tüm Ülkeye tanıtmışlardır.
Taşkent'in Eğitim ve Kültür Durumu
İlçenin eğitim kültür durumu iyi düzeydedir. Okuma-Yazma oranı %99'lara ulaşmıştır.
Orta öğretimdeki okullaşma oranı istenilen seviyede olmayıp bu konuda gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Okul, bina ve derslik açısından herhangi bir sıkıntı çekilmemektedir. 2006-2007 eğitim ve öğretim yılında iki köy ilköğretim okulu öğrencileri taşımalı sistemle eğitim-öğrenim görmüşlerdir. Üç köy ilköğretim okulu tamamen kapalı olup, Kongul ve Sazak köyleri taşımalı sistemle eğitim görmektedir.
İlçemiz merkezinde 1 kütüphane mevcut olup, 18.09.1969 yılında hizmete açılmıştır. Halen İlçe Kütüphanesi adı altında hizmet veren kütüphane zengin kitaplığa sahip olmakla birlikte, personeli olmayıp, bir adet geçici personelle hizmet vermeye çalışmaktadır. Kütüphanemize bağlı Afşar ve Balcılar kasabalarında 1 er adet kütüphane bulunmakta, Afşar'da 1 memur, 1 hizmetli, Balcılarda personel bulunmamaktadır.
Taşkent'in Ekonomik Durumu
Taşkent'in Ekonomik Durumunu tarım, hayvancılık, sanayi, kooperatifcilik, bankacılık ve truzim başlıklarında inceleyebiliriz.
a) Tarım: İlçe merkezi, kasaba ve köylerimizde 75.000 dekar ekilir-dikilir arazi bulunmaktadır. Arazilerin engebeli olması nedeniyle tarım makineleşmemiş ve tamamen insan ve hayvan gücüne dayalı olarak yapılmaktadır. Son yıllarda meyvecilik alanında hedeflenen oranda olmasa da üretimde belirgin bir gelişme kaydedilmiştir. Başta kiraz, şeftali, erik gibi sert çekirdekli meyveler ile elma, armut vb. yumuşak çekirdekli meyveler yetiştirilmektedir. Sulama imkanlarının olmaması üretimi olumsuz etkilemektedir, ilçemizde 15.000 dekar sulanabilir arazi mevcut olup, bölge iklimi başta yüksek gelir getirebilen kiraz, elma, üzüm ve ceviz gibi meyvelerin yetiştirilmesine uygundur. Bunun yanında 24 adet seracılık yapılmakta ve bunların %70'i faal durumdadır. Yöremiz yüksek gelir getirebilen kirazcılık başta olmak üzere meyveciliğe uygun olmasına rağmen vatandaşlarımızın geleneksel tarım yöntemlerine ve ürünlerine bağlı olmaları ve modern yöntemleri kullanmamaları bu alanlarda istenilen başarı seviyesine ulaşılmasını engellemektedir. Yapılan eğitim çalışmaları ve sağlanan teşviklerle bu sorun aşılmaya çalışılmaktadır. İlçe genelinde yeteri kadar orman bulunmaktadır. Ormanları oluşturan ağaç çeşitleri Çam, Ladin, Katran ve Meşe olarak sayılabilir.
b) Hayvancılık: İlçe hayvancılık yönünden de ileri bir düzeyde değildir. Hayvancılık genellikle küçükbaş hayvancılık üretimi şeklinde yapılmaktadır. Büyükbaş hayvanların büyük bir kısmı yerli kara tabir edilen sığır ırklarından oluşmaktadır. Büyükbaş hayvan ırkının ıslah edilmesine yönelik olarak iyi vasıflı tabi tohumlama boğaları ile ve suni tohumlama yolu ile bölgedeki yerli ırkların ıslah edilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Son yıllarda büyükbaş hayvancılıkta et ve süt yönünden daha yüksek verimin alınabilmesi için iyi kalitede hayvan yetiştirilmesi amaçlanmış, bu doğrultuda az da olsa çeşitli kurum ve kuruluşlar aracılığı ile kaliteli büyükbaş hayvan ithal edilmiştir. Bu kapsamda Afşar Tarım Kalkınma Kooperatifi Tarım Bakanlığı destekli 200 baş süt sığırı projesi uygulamaktadır. Ayrıca ilçe coğrafi konumu ve mevcut olan arazi yapısı ile kuru ve sulu ziraata uygun olmadığından vatandaşlarımız farklı üretim alanlarına yönelmiştir. Arıcılık en önemli alternatif tarımsal üretim alanının oluşturmaktadır. Arıcılık yörenin zengin flora yapısı ve bozulmamış çevre şartlarında en uygun ve verimli tarımsal faaliyet olarak değerlendirilmektedir.
c) Sanayi: İlçede önemli bir sanayi kuruluşu yoktur. Hayvancılığa dayalı süt mandırası ve soğuk hava deposu dışında, küçük ölçekli aile işletmeleri (halıcılık, bıçakçılık) ile belediyelerin (Taşkent-Balcılar) ve halka ait alabalık üretme tesisleri bulunmaktadır.
d) Kooperatifçilik: İlçe merkez ve kasabalarında üç adet tarımsal kalkınma kooperatifi bulunmaktadır.
e) Bankacılık: İlçede TC. Ziraat Bankası şubesi mevcut olup, 5 personeli bulunmaktadır. Banka şubesinden Emekli Sandığı, S.S.K., Bağ-Kur ve devlet memurlarının maaşları ödenmektedir. Halk banka kredisi kullanma konusunda çekingen davranmaktadır.
f) Turizm: İlçemiz yayla ve dağ turizmi ile kış turizmine uygun olup, Taşkent-Alanya yolunun iyileştirilmesi halinde bu sektörde büyük gelişmelerin olacağı tahmin edilmektedir. Turizmin gelişmesi amacıyla İlçe merkez belediyesince yaptırılan iki yıldız hizmet kalitesindeki otel (Pirilerkondu) faaliyetine devam etmektedir.
Taşkent'te Ulaşım ve Altyapı
Taşkent ilçemizde ulaşım sıkıntısı bulunmamakta, her saat başı otobüs kalkmaktadır.
a) Elektrik: İlçemizin elektrik sistemi enterkollekte sisteme bağlı olup, genelde Göksu Hidroelektrik Santralinden enerji almaktadır. İlçe merkezi, kasaba ve köylerde elektrik ihtiyacı tümüyle karşılanmış bulunmaktadır. Sokak aydınlatmaları genel olarak yeterlidir. Kasaba ve köylere bağlı yaylalar mevcut olup, yaz aylarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Hayvancılık ve meyveciliğin (özellikle kirazcılığın) gelişmesi için yaylalara ve bahçelere elektriğin götürülmesi önceliklidir.
b) Su : İlçe merkezi, kasaba ve köylerde içme suyu problemi büyük ölçüde giderilmiş olup, bütün yerleşim birimlerinde şebeke suyu mevcuttur.
c) Kanalizasyon: İlçemiz merkez ve Afşar kasabasında sağlıklı bir kanalizasyon şebekesi mevcuttur. Balcılar kasabasında kanalizasyonun büyük bir kısmı tamamlanmış, kalan bölümdeki çalışmalar devam etmektedir. Çetmi kasabasında kanalizasyonun şebekesinin %99'u yapılmış olup, atıklar yapılan fosseptik çukurunda toplanmaktadır. Bolay ve Ilıcapınar kasabalarında kanalizasyon yapımı çalışmalarına devam edilmektedir.
d) Ulaştırma (Yollar): İlçe merkezi 135 Km.lik bir karayolu ile Konya İli'ne, 13 Km.lik bir karayolu ile Hadim İlçesine, 40 Km.lik bir kara yolu ile Karaman İli Sarıveliler ve 80 Km.lik bir kara yolu ile de Ermenek İlçelerine bağlıdır. Kasaba ve köylerin ulaşımı tamamen sağlanmıştır. Sazak köyü yolu stabilize yol olup, Köy Hizmetleri ağında bulunmaktadır.
e) PTT. Radyo ve TV Hizmetleri: Taşkent ilçe merkezi, kasabalar ve tüm köyler otomatik telefona kavuşturulmuş olup, Ulusal ve Uluslararası haberleşmeye açıktır. Ayrıca İlçe Merkezinde Telsim, Avea ve Türkcell, diğer kasabalarda Türkcell şebekesi ile cep telefonu görüşmeleri yapılabilmektedir. Köylerimizde cep telefonu görüşmeleri yapılamamaktadır.
TAŞKENT
Yüzölçümü: 468 km2 Nüfusu: 47711 İlçe Merkezi: 1.300 Köyler: 6.953 Rakım: 1460 m.
Taşkent, Orta Toroslar Taşeli Platosunda, Göksu vadisi kanyonları üzerinde yer alan küçük, ama şirin bir ilçemizdir. Tarihi kayıtlarda "Komesettin İli" olarak anılan Ermenek civarının 1227-1228 yıllarında Karamanoğulları'nın yerleşimine açılması ile yöredeki Türkmenler daha rahat hareket eder duruma gelmişlerdir. Toros dağlarında kalan Ermenilerin Kilikyada (Çukurova) toplamaya başlamaları ile doğan boşluk Türkmen boylarından özellikle Avşar, Çetmi, Köseliler vb. boylarının yöreye iskanı ile doldurulmaya başlamıştır.
Ekseriyeti Avşarlardan oluşan Türkmenlerin Taşkent'e yerleşme tarihleri 1225-1250 yılları arasında rastlamaktadır. Taşkent yakınında yer alan Avşar, Balcılar, Bolay ve Çetmi kasabaları, göçebe olarak buraya gelen Türkmenler tarafından kurulduğu, bunların daha sonra yerleşik hayata geçtikleri bilinmektedir.
Taşkent ilçe merkezinin yörenin en eski yerleşim yeri olduğu tarihi belgelerle de doğrulamaktadır. Tarihte "Pirlerkondu" adıyla tanınan merkezi 1930 yılında Vali İzzet Bey tarafından "Taşkent" adı ile anılan nahiye 4 Temmuz 1987 tarih ve 19507 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3392 sayılı Kanun gereğince ilçe olup, 11 Ağustos 1988 tarihinde fiilen faaliyete geçmiştir.
Taşkent; Konya ilinin 135 m. güneyinde Akdeniz sahiline yaklaşık 100 km. uzakta olup, Akdeniz bölgesinde yer alır. Ancak bulunduğu yer Orta Torosların, Taşeli mevkiinin oldukça yüksek bir bölge olması nedeniyle bozulmuş Akdeniz iklimi ile karasal iklimin özelliklerini bir arada görmek mümkündür. Taşkent'te kışlar soğuk ve karlı yazlar ılık ve kurak geçer. İlçemiz 1 kasaba, 6 köy ve ilçe merkezi ile birlikte toplam 7 yerleşim birimi bulunmaktadır. Kasabalarımız Balcılar, olup, köylerimiz ise; Ilıcapınar, Bolay Çetmi, Kecimen, Kongul ve Sazaktır.
Taşkent, Orta Toroslarda, Taşeli platosunda, Göksu Vadisi Kanyonları üzerinde kurulmuş, Konya iline başlı bir ilçemizdir. Yerleşimi, tarihi kayıtlarda Komesettin İli olarak anılan Ermenek civarının 1227-1228 yıllarında Karamanoğullarının yerleşimine açılması ile yöredeki Türkmenler daha rahat hareket eder duruma gelmeleri ile kurulduğu belirtilmektedir. Toros Dağlarında kalan Ermeniler'in Kilikya'ya Çukurova) toplanmaya başlamaları ile doğan boşluk Türkmen boylarından özellikle Avşar, Çetmi, Köseliler gibi. boyların yöreye iskanı ile doldurulmaya başlanmıştır.
Çoğunlukla Avşar boyuna mensup Türkmenlerin Taşkent'e yerleşim tarihleri takriben 1225-I250 yılları arasındadır. Taşkent yanında şu an çevre kasabalar olan Avşar, Çetmi, Balcılar ve Bolay'ın da yerleşimi göçebe olarak buralara gelen Türk boylarının zamanla yerleşik hayata geçmeleri ile olduğu düşünülmektedir. İlçe merkezi yörede en eski yerleşim yeri olup, tarihi yapılarda da bu doğrulanmaktadır. 1570 tarihli tapu tahrir defterlerinden anlaşıldığı üzere Pirlerkondu (Taşkent'e) da 400 vergi mükellefinin bulunduğu kaydı mevcuttur. Taşkent, Alanya ile Karaman arasındaki kervan yolu güzargahında yer alan müstahkem bir mevkiye sahiptir. Bu özelliğinden dolayı eski tarihlerde ticaret ve zanaatkarlık oldukça gelişmiştir.
Tarihte Pirilerkondu adı ile anılan Taşkent'e, bu isim 1930 yılında Vali İzzet Bey tarafından verilmiştir. O günden beri Taşkent adı ile anılan nahiye 04 Temrnuz 1987 tarih ve 19507 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3392 Sayılı kanun gereğince İlçe olup, 11 Ağustos 1988 tarihinde ilçe olarak fiilen faaliyete geçmiştir.
Taşkent İlçesi, Konya İli'nin 133 Km. güneyinde, 1620 rakımında bulunmaktadır. Akdeniz sahiline yaklaşık 100 Km. kuş uçuşu mesafede olup, coğrafi bölge olarak Akdeniz bölgesinde yer alır. Ancak bulunduğu yer olarak, Orta Torosların Taşeli mevkiinin oldukça yüksek bir bölgesi olması nedeniyle bozulmuş akdeniz ile karasal iklim özellikleri bir arada bulunur. Taşkent'te kışlar soğuk ve karlı, yazlar ılık ve kurak geçer.
İlçe Merkezinin nüfusu 1990 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 8.767'dir. İlçenin toplam nüfusu ise 29.750'dir. Bu nüfusun 2.013'ü köylerde kalan kısmı ise İlçe merkezi ile kasabalarda yaşamaktadır. Son yapılan 2000 Yılında yapılan nufüs say sayımına görede ilçe nüfusu 46.397' ye yükselmiştir. 2007 yılında merkezi kayıt sistemi ile yapılan sayımda ilçe merkezi 1300 kişi olarak sayılmıştır.
KASABALARI Balcılar
KÖYLERİ Avşar Bolay Çetmi Ilıcapınar Keçimen Kongul Sazak
TAŞKENT'E NASIL GİDİLİR.
Taşkent önemli bir yol güzergahı üzerinde bulunmadığından, ulaşım yönünden biraz sıkıntılıdır. Düzenli otobüs seferleri sadece Konya şehir merkezinden sağlanabilmektedir. Günün belirli saatleri dışında Taşkent'e ulaşım ancak özel araçlarla mümkün olmaktadır. Yolun tamamının asfalt yapıda olması yolculuğun rahat geçmesini sağlamaktadır. Ayrıca yolun Toros dağlarının eteklerinden başlayarak, giderek dağların içine doğru gitmesi, ovadan dağlara doğru bir geçişi rahatça görmeyi sağlamaktadır. Yol boyu manzara güzeldir. Sıkıcı bir yolculuk olmaz.
Düzenli kara taşıtları ile yolculuk daha çok öğle üzerinden başlayarak akşama kadar devam etmektedir. Taşkent ilçesine ilk araç, Taşkent belediyesi tarafından işletilmekte olan araçlarla saat 10.00 da yeni otogardan hareketle, eski garaja da uğrayarak giden otobüstür. Daha sonra Sarıveliler Belediyesi tarafından işletilmekte olan otobüs, Başyayla Belediyesine ait otobüs, Balcılar,Avşar, Çetmi, Bolay Belediyelerine ait otobüsler ile saat 12.00'de eski garajdan hareketle Taşkent'in içinden geçerek ait oldukları yerlere ulaşmaktadırlar. Hemen aynı saatlerde Göktepe otobüsü de aynı yerden hareket etmektedir. Bunun dışında Taşkent Belediyesine ait diğer otobüs de saat 17.00'de otogardan hareket ederek, doğruca Taşkent'e gitmektedir. Taşkent Belediyesi dışındaki araçların eski garajlar çevresinden hareket etmesi, burayı bilmeyenler için bir sıkıntı oluşturmaktadır.
Diğer taraftan Hadim ilçesi de Taşkent'e çok yakındır. İki ilçenin arası yaklaşık 14 Km'dir. Ancak iki ilçe arasında düzenli araçlarla ulaşım olmadığından, Hadim'den Taşkent'e gitmek, Konya'dan Taşkent'e gitmekten daha zordur. Bu nedenle Hadim Belediyesi tarafından sabah saat 8.00'de Konya'dan Hadim'e olan otobüs ile de Hadim'e kadar gitmek mümkündür. Ancak buradan Taşkent'e ulaşmak için yol boyunca bekleyip Taşkent'e giden bir araca binmek sureti ile de gidilebilir.
Ayrıca yaz aylarında Taşkent'ten Alanya'ya düzenli otobüs seferleri de yapılmaktadır. Bu seferler karşılıklı olarak hafta da 3 gün üzerinden gerçekleştirilmektedir. Ulaşım ile ilgili ayrıntılı bilgiler Taşkent Belediyesi'nden öğrenilebilir.
Taşkent Belediyesi irtibat telefonları ( 0-332 497 10 24 ) dir
 
Deyimler
1- Eysikgel (Eksikgel): Tasvip edilmeyen kimseye, yapılan işin beğenilmediği anlamında kullanılıp mevzu kapatılmak istenir.
2- Ahıoğlunun ineği: Ahıların bir ineği varmış, çok gezer ve her kapıya dalar, ne bulursa yermiş. Destursuz ve pisboğaz olarak davranan insanlara söylenir. Başıboş hareketlere de izafeten söylenir.
3- Katır gibi kas kas ne kasılın: Zamanında sahibi tarafından fazla gemi sıkılan katırın kasılmasıyla ortaya çıkmıştır. Kodoş ve mağrur gezmekle ün yapan adamlara söylenir.
4- Cükgeleye varasın: Eysik gel anlamını ihtiva eden yerlerde söylenir. Uğraşma boşuna demektir.
5- Tolatır: Ters durumlar yaratan kişilere söylenir.
6- Demşeklenme: Yenliceklik ve gevşeklik yapmak, yaltaklanma durumlarında söylenir.
7- Bizat (Bir şey) görmemiş: Görgüsüz ve hiç bir şey görmemiş durumları yaratanlara söylenir.
8- Nacatın (Ne hacet): Üzerine vazife olmayanların işe müdahalesine karşı söylenir.
9- Neevrü: Ne çabuk manasınadır.
10- Garalar kusası: Kara kara kusma durumlarını ifade eden bedduadır.
11- Başın baranaya geçsin: Baranalara hayvan kellelerin geçirilip bir itikata riayet edilir. Sevilmeyen ve fikri kabul edilmeyen insanlara böyle söylenir.
12- Evünsüzlük ve sübotsuzluk: Şaşkınlık âleminde ve sessizlik yaratma veya bir işlemez gul olmama durumlarında söylenir.
13- Alpkanın kör gazı: Alpkanlarda kör bir gaz varmış. Körlüğüne rağmen oburluğu ile ün yapmıştır. Böyle pisboğazlığıyla tanınan adamlara söylenir.
14- Ödü sıddı: Müthiş korku durumlarında söylenir.
Kaynak: Taşkent'in Doğuşu
Ziyaret Yerlerinden Bazıları
1- Damla: Çocuğu olmayanlar gider. Dağ başında Allah’a yakın olmak ve damlayan suyun misali evlada kavuşmak için ziyarete gidilir. 2- Erenler: Çocuk için (Damla misali). 3- Dede Efendi Hoca: (Boğaz öte mezarlığında) Her türlü ve ağrı için ziyaret edilir. 4- Belendeki Ardıç (Çıban Ardıcı): Çıban için ziyaret edilir. Her çıban için ayrı ayrı çiviler çakılıp çaput bağlanır. 5- Süt Dedesi: Emzikli çocukları olup da sütü olmayan annelerin ziyaret yeridir.
Kaynak: Taşkent'in Doğuşu
Ocak Evleri
Ocak Evlerinden Bazıları: 1- Boynu Eğrilerin evi: Çığlık, diş ağrıları ve hayvan huysuzluklarında başvurulur. 2- İçellilerin Evi: (İğne Atma Evi) Temre için başvurulur, 3- Hatıpların evi: (Uzun Şıh’a ait olan ev) Çıban ve isabet başvurulur. 4- Bağrı açıkların evi: Kuluç ve benzeri damar sertlikleri başvurulur. 5- Pehrizlerin Hacı Latif’in Evi: Kulunç için başvurulan evlerdir.
Kaynak: Taşkent'in Doğuşu


KLİKYA NERESİDİR
KLİKYA; Antalya, Alanya göller yöresi (Isparta,Burdur), Silifke, Anamur, Hadim, Ermenek, Bozkır, Mersin, Adana ve Maraş'ın batı yörelerini içine alan ve bugün ORTA TOROSLAR diye adlandırılan bölgeye denilmektedir. KLİKYA' da kurulan UYGARLIKLAR, bu uygarlıktan TAŞKENT' i etkileyen yönleri. M.Ö. 3000-2000 yıllarında KLİKYA' ya Hititler (Etiler) hakim olmuşlardır. Hitit uygarlığının izlerini Taşkent ve çevresinde rastlanılmaktadır. Çıban Kayasındaki Kabartmalar, Karıcık Kale mevkiindeki tanrıca şekilleri, Avşar ve Çetmi Kasabası yörelerinde çeşitli hayvan şeklileri, Aladağ bölgesinin hemen hemen her yerinde bu benzer yüzlerce Hitit yapısı eserlere rastlanıldığı görülmüştür. 1956 Yılında ilk, 1968 yılında ikinci defa Taşkent ve yöresine gelerek inceleyen Arkeoloji heyetinin açıklaması hayli ilginçtir. Hitit veya İyon medeniyetine ait KANDA-KANDİ adında bir uygarlık merkezi aradıklarını, KANDA-KANDİ şehrinin Taşkent çevresinde olduğunu ve kesinlikle hangi harabeler olabileçeğini kestirbilemetiklerini söylemişlerdir. Şöyle bir kanaat akla gelebilir: Taşkent'in ilk isminin sonundaki KONDİ, LONDA veya KANDA takısını, adı geçen tarihi şehirden almaktadır. Ne tekim, ŞİKARİ'de PİRLERKANDİ, İsmail Hakkı Konyalı' nın "Konya Tarihi" adlı eserinde PİRLKANDİ, evliya Çelebi' nin Seyahatnamesinin 9. cildinde KARİYE-İ KONDİ olarak adı geçmektedir. Kesinlikle söylenebilir ki, Taşkent'in ilk adı PİRLERKANDİ' dir. Zamanla dilimizde dönüşüme uğrayarak PİRLERKONDU - PİRLONDA şeklini almıştır. Klikya' da Hitit uygarlığından sonra Taşkent'i ilgilendiren ikinci uygarlık ROMA-BİZANS uygarlığıdır. Taşkent ve çevresinde sık sık karşılaşılan harabeler, lahitler, mermer sütunlar, taştan yapılmış, arslanlar ve madeni paralar, tümüyle ROMA-BİZANS uygarlığının kalıntılarıdır. KARICIK, SIVAT, ANACAK, DİKMENİN BOYU, ÖRENCİK, TAŞDİBİ ve ASAR (Hisar) bu uygarlıkların yer yer seyrettiği mevkilerdir. HADİM-BOLAT Köyü yakınlarındaki TAMAŞALIK, bu uygarlığın merkezini teşkil etmektedir. Roma-Bizans uygarlığından sonra 1015 - 1208 yılları arası Selçuklu ve Anadolu Selçuklu'larının uygarlıkları göze çarpar Taşkent ve çevresinde Anadolu'ya Türklerin yerleşmesiyle başlayan bu medeniyetin izleri, günümüze kadar canlılığını kaybetmemiştir. Büyük Selçuklu Anadolu Selçuklu'larında kalma ÇİBİ köprüsü, Kozan Mahallesine geçerken İMİRZALAR köprüsü, bu medeniyetin canlı örnekleridir. Boğaziçi köylerinde ve Aladağda da (Selavat Köprüsü) bu medeniyetin izlerine rastlanmaktadır. OSMANLI UYGARLIĞI Osmanlılar zamanında, Kariye-i KONDİ diye adlandıran Taşkent'te, Osmanlı-Türk uygarlığı en güzel örnekleriyle canlılıklarını muhafaza etmektedirler. Hikayesi dillere destan olan BÜYÜK CAMİİ, Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim zamanında yapılmıştır. Bugün dahi kubbe ve minarelerindeki sanat, dipdiri ve taptazedir Yavuz'un Çaldıran seferine rastlayan (1516-1517) yıllarında büyük camiinin inşaatına merhum Uzun Şıh (Abdullah) zamanında başlanılmıştır. Nitekim Camii tabusunda "SELİMİYE CAMİİ" diye adı geçmektedir. Ballar çeşmesi, Emirler Pınarı ve Boğaz Köprüsü bu uygarlığın örnekleridir. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana bir hayli aşamalar yapılmış olup, bu aşamalar sırası ve yerince anlatılmıştır.
|
TAŞKENT' E NEREDEN VE NASIL GELİNDİ ?
Taşkent'in tarihçesine başlamadan önce Türk ceddi hakkında bazı açıklamalar yapalım.Yadigar Han Oğlu Ebul Gazi Bahadır Han'ın (1605-1665) Şecere-i Türk adlı eserinden bölümler sunalım: İlk insan Ademdir. Bin yıl yaşadı. Sağlığında zürriyetinden kırk bin kişi gördü. Ölümünde yerine oğlu Şit'i bıraktı. Şit Peygamber oldı Dokuzyüz oniki yıl yaşadı. O da ölürken Anuş'u bıraktı. Anuş dokuz yüz on iki yıl yaşadı. Torunu Mehlail zamanında Adem Oğulları çoğaldılar. Babil ülkesinde Süs ismiyle bir şehir kurdu. Üstü örtülü evler ve etrafında köyler yaptırdı. Ondan evvel ev yok idi. insanlar mağaralarda dağlarda ve ormanlarda otururlardı. Dokuz yüz altmış yıl yaşadı öldü. Süryani dilinde Aknuh olan oğluna Araplar İdris dediler. Tanrı onu halka Peygamber yaptı. Seksen iki yıl peygamberlik edip halka doğru yolu gösterdi. Nihayet Tanrının emriyle Ezrail onu kanadının üzerine koyup Cennete götürdü, İdris'ten sonra oğlu Matoşalah yerine geçti. Adaletle hüküm sürdü. Ölürken yerine oğlu Nuh'u bıraktı. Nuh ikiyüz elli yaşında peygamber oldu. Yedi yüz yıl halkı hak dinine sevk etti. Bu kadar zaman içinde erkek, kadın ancak seksen kişi iman etti. Nuh' da kızıp beddua etti. Cebrail Aleyhisselam gelip dedi ki: Tanrı Teala duanı kabul etti, bütün yer yüzü suya boğulacak. Sen bir gemi yap iman ehlini oraya topla. Gerçekten de yerden su çıktı tufan yağmurları yağdı. Nuh bütün hayvanlardan birer çift aldı, seksen kişi ile gemiye bindi. Diğer canlı mahlukların hepsi boğuldu. Ondan sonra Tanrının iradesiyle su çekildi. Gemi Musul yakınlarında Cudi Dağının üstüne oturdu. Altı ay on gün gemide kalmışlardı. Hepsi hastalan- dılar, Nuh ile karısı, üç oğlu üç gelini iyi oldular. Öbürleri öldü. Nuh her oğlunu bir yere gönderdi. Ham adlı oğlunu Hind yurduna, Sam adlı oğlunu İran'a, Yafes adlı oğlunu ; Kuzey Kutbu tarafına gönderdi. Yafes babasının emri ile Cudi dağın-dan gidip îdil (Volga) ve Yayık (Ural) suları yakınlarına varıp iki yüz elli yıl oralarda oturdu. Sonra öldü. Sekiz oğlu vardı nesil çoğaldıkça çoğaldı. Oğullarının adları şuydu: Türk, Hazar, Saklab, İrus, Mink, Cin, Kimar ve Tarih. Yafes ölürken büyük oğlu Türk'ü yerine koyup diğer oğullarına Türk'ü kendinize hakan bilip onun sözünden çıkmayınız dedi. Türk pek bilgili, akıllı, hak tanır idi. Babasının ölümünden sonra bütün yurdu dolaşıp pek beğendiği Isıl göl çevresine yerleşti. Çadırı ilk önce yapan hakan budur. Türk'ün yerine oğlu (Tuzu bulan) Totok Han oldu. Yerine onun oğlu İlcehan, İlcehan yerine Bakoy Han oldu. Onu da Kuyuk Han takip etti. Kuyuk'dan sonra Alınca Han Başbuğ oldu. Alınca Hanın iki oğlu vardı, ikiz doğmuşlardı. Büyüğünün adı Tatar, küçüğünün adı Moğol idi. Türkler uzun zaman huzur içinde yaşadılar. Bayduk ve oğlu Sevinç Han zamanında Moğollarla Tatarlar savaştılar çok kan dökülüp düşman oldular. Savaşın kanım Amuderya suyu bile temizleyemedi. yemedi. Moğolun aslı Mongoldur. Mong = Türkçede kaygu, Arapçada endişe, vehim anlamına gelir. 0l = ise bildiğimiz olmak fiilinden emirdir. Böylelikle Mongol Kaygusuz anlamınadır. Halk dilinde Moğol haline gelmiştir. İlk Hanın adı Mogul Handır. Mogul Hanın oğlu olmuş, adı sorulduğunda Oğuz olduğunu. Çocuk kendi diliyle doğduğu zaman olağanüstü bir durumla söylemiştir. Demekki Mogol = Mongal. Bu günkü Oğuz Türk boylarının esas temelidir. Bilindiği gibi Tarihçilerimiz Oğuz Han'a Mete de derler. Mete de Hunların (Oğuzların) Hakanı olmuştu. Tarihten nesli kaybolmayan ve Tarihe her devirde altın satırlar; yazan Türkler bir bayrak altında toplanabilmişlerdir. Oğuz Han'ın destanlarında nasıl evlendiğini kimlerle ve kaç defa evlendiği bilinmektedir. 116 yıl Hakanlık eden Oğuz Han son zamanlarında oğullarını Doğuya ve Batıya göndermişti. Oğuz Han'a büyük oğulları altın yay, küçük oğlanları da altın ok getirmişlerdi. Yay getirenlere BOZOKLAR, Ok getirenlere de ÜÇOKLAR densin dedi. Bu gün dünyaya Tarihi göçlerle dağılan Türk boyu Oğuzun bu altı oğullarının nesilleridir ki bu boylara halen aynı adla çeşitli yerlerde rastlanır. Bunlar Bozoklar ve Üçoklardaki Oğuz Han'ın oğulları ve torunlarının adlarıdır ve aynı boy adlarım alırlar. BOZOKLAR : 1 - Gün Han ve çocukları (Bayat, Alka, Kalır, Ula) 2 - Ay Han ve çocukları (Yazır, Yabır, Dudurga, Döğer) 3 - Yıldız Han ve çocukları (Avşar, Kınık, Beydili, Karkın) ÜÇOKLAR: 1 - Gök Han ve oğulları (Bayındır, Bacun, Çavuldar, Çepni) 2 - Dağ Han ve oğulları (Salur, İmer, Alayunt, örger) 3 - Deniz Han ve oğulları (Eğdir, Boydur, Avar, Kanık) Bu ayrılmalar İlhan'ın oğulları Kıyan ve Nököz'le daha belirgin ve kesin olarak ayrılmıştır. Buna rağmen her boy kendi Irk = Uruk = Orak'larına sadıktırlar. Halife Ömer zamanında Türk Anavatanına gelen Arap Bilginlerine Türkler, soy soba verdikleri önemi anlatmak için onlara «Hangi Oraktansın'ki böyle yüce laf edersin» demişlerdir. Bu yakın Arap-Türk münasebeti devam ederken, Türkler ilk defa Cengiz'in torununun torunu Gazan Han zamanında Müslüman olmaya başladılar. Gazan Han, zamanının bilgini Hoca Reşid'e bir ödev verdi. O da zamanının en yaşlısı Aksal Bahadıra müracaat ederek ondan evveliyatı olan Türk şeceresini çıkardılar. (Hicri 702-1031) esere CAMÎ-ÜT TAVARÎH = Tarihler Derleyicisi dendi. Eserde aynen şöyle denilmektedir: «Peygamberimiz Miraç' ta, Cebrail'e sordu: Yeryüzünde Beyaz atlılar görüyorum. Bunlar' hangi millettir? Cebrail cevaben: Bunlar, Allah'ın süvarileri olan Türklerdir, dedi. Hz. Peygamberimize bu ilhamlı konuşmayı ettiren ne idi? Buhara'nın yanında Kureyş köyü ve oymağı vardır. Tarihin çok, çok eski devirlerinde Ana Yurttan göçler, Arap yarımadasına de erişmişti. Ebul Gazi bundan sonraki boyları şöyle özetler: Kanlıklar: Oğuz Han oğulları Türkmen boylarına ayrılmışlardı. Bunlardan büyük bir kol Kanlıklardır. Bunların daha sonraki soyları Harzemşahlar Devleti olarak görülürler. Karlıklar: Moğolistan'ın yüksek dağlarında yaşayan Türkmenlerdir. Uygurlar: Uygur demek yapışan, birleşen demektir. Yüz yirmi oymaktan meydana gelmişlerdir. Hakanları, halka can veren manasına İdi-Kut'dur. Kırgızlar: Oğuz Hanın Kırgız adlı oğlunun adım almışlardır. Hanlarına İnal denirdi. Tatarlar: İlk defa yetmiş bin aile idiler. Bir çok uyruklara ayrılıp çoğaldılar. Özbekler bunlardandır. Oynatlar: Hekimliği icat eden Uruk'tur. Hakanları Kotaka Bağ'dır. Naymanlar: Pamir ve Kara-Kurum asıl yurtlarıdır, Çin Şeddi bunlar zamanında yapıldı. Moğol-Oğuz soyundan Ergenakon da türeyen İnis ve Negüz'dür. Bunlardan türeyen ve dünyaya yayılan Moğollar, Merkitler, Kongartlar, Karanotlar, Korlaslar, Konkomarlar, Kilkitler, Baydaylar, Kışlıklar, Çüveyratlar, Babaotlar, Celayirler, Akkoyunlar, Karakoyunlar, îldorkitler, Eratlar ve Aralotlardır. Türkler ayrı kabileler halinde ve ayrı devletler olarak yaşıyorlardı. Bunlardan bazıları imparatorluk halinde büyümüşlerdi. Türkleri ilk defa imparatorluk halinde birleştiren Hun'lar olmuşlardır. (Büyük Hun - Oğuz Han - Mete Han imparatorluğu) Mete, Büyük Hun İmparatorluğunu dünyanın en geniş devleti haline getirdi. Mete'nin zamanında imparatorluk 18 milyon kilometre kareyi buluyordu. Oğuz Destanı olarak bilinen Türk Destanının Mete için yazıldığı sanılır. Büyük Hun imparatorluğu (M.S. 50) yılında parçalandı. Bir kısmı başka devletlerin hakimiyetine girerken (Kuzey Hun Devleti) M.S. 216'da son buldu. Bir kısmı da batıya göç etti. Türlü adlarla anılan Türk Devletleri kurdular. En ünlüsü Göktürk ve Batı Hun Türk Devletleridir. Batı Hunlar Macaristan'a yerleştiler. Batı Hunlar'ın en önemli hükümdarları Atilla'dır. Atilla Bizanslıları ve Batı Romalıları yendi. Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırmak için birçok seferler yaptı. Bugünkü Macaristan'da Batı Hun Devletini kurdu. Bunun nedeni olarak da Macaristan'da hala Türk etkenlikleri mevcuttur. Hun imparatorluğu parçalandıktan sonra bir kısım halk Altay ve Tanrı Dağları arasına yerleştiler, ilk zamanlar buralara hakim olan Cücenlerin egemenliği altında yaşarken Bumin Han emrinde toplanıp bu kavmin hakimiyetinden kurtuldular. (M.S. 552) Bu devlete tarihte Göktürk Devleti denir. Göktürk Devleti doğrudan doğruya Türk adıyla kurulan ilk Türk devletidir. Çinliler bunlara dillerinde -R- harfi olmadığından TUKYU derlerdi. Göktürk imparatorluğu 581'de ikiye ayrıldı. Batı Göktürkler Bumin Han'ın kardeşi İstemi ölünce 742'de ortadan kalktı. Daha önce 630 yılında Çinlilerin eline geçen Doğu Göktürkleri ülkelerinden Çinlileri kovarak 682'de Kutluk Devletini kurdular. Kurucusu devlete adım veren Kutluk Han'dır. Önemli hükümdarları Bilge ve Kültiğin Han'dır. Bu devlet M.S. 745'de Uygurlar tarafından yıkıldı. Uygur devleti 745'de kuruldu. Uygur Devleti de Cengiz Han tarafından 1212'de ortadan kaldırıldı. Batı Uygurlar - Karahanlılar (940-1040) arasında yaşadılar. Karahanların büyük hakanı Saltuk Buğra Han zamanında bütün imparatorluk Şaman Dini'ni bırakıp Müslüman oldular. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun kurucusu Selçuk Bey'dir. Asıl imparatorluk haline getiren Tuğrul Bey'dir. Tuğrul Bey Dandanekan meydan savaşında gene bir Türk Devleti olan Gaznelileri ve Karahanlıları yendi. Sınırlarını çok genişletti. 1071'de Alpaslan Bizanslılara kargı Malazgirt Meydan Savaşım kazandı. Böylece Türklere Anadolu'nun kapıları açıldı.Alpaslan'ın oğlu Melikşah, 1077'de Kutalmış Oğlu Süleyman Şah'ı Anadolu Türklerine sultan tayin etti. Anadolu Selçukluları bu beylikten doğdu
|
|
KUTALMIŞ ve TÜRKMENLER
(Prof. J. Markuart, W. Barthold, L. Rasonyi ve P. Pelliot'a göre) Gazneliler zamanında dağınık halde göçebe olarak yaşayan Türklere Türkmen denmekteydi. Onları Gaznelilere karşı birleşip ayrı bir devlet kurmaya çalışan Arslan Beydi. Arslan Bey Gazneli Mahmut'un oyununa gelip, Kalıncar Kalesine haps- edilmesi ve orada öldürülmesiyle Horosan'da bulunan ve zaten başsız olan Türkmenler oraya buraya dağıldılar. Horasan'da Mikail Oğullarının bunu önleyememesi ve bir araya toplayamaması sonucu olarak, Gazne beylerinin Sultan Mahmut'a müracaatiyle dörtbin hane kadarı, uzak tehlikeyi sezen Gaznelilerin Tuş valisi Arslan Gazib'in itirazlarına rağmen Nesa, Baverd ve havalelerine yerleştirdiler Arslan Beyin hapis olmasıyla sultanlık, Tuğrul ve Çağrı Beyler tarafından; Mikail nesline intikal etmiştir Gazneliler karşısında kötü durumları olan Tuğrul ve Çağrı Beyler kendilerine daha emin yerler bulabilmek amacıyla bir keşif seyri yapmaya karar verdiler. Çağrı Bey ağabeyinin isteği ile yukarıda bahsedilen Türkmenlerden kurulu 3000 kişilik bir süvari ordusu ile Anadolu'ya doğru akma çıktı. Zaten Bizans sınırları onlarca malumdu. Çünkü daha 964-966 yıllarında Horosan'dan Ermeniye Bölgesine gaza için gelmişlerdi Çağrı Bey 1018'de Irak Türkmenleriyle Van Gölü etrafında Ermeni Vaspuragan topraklarına girdi. Karşısına çıkan kuvvetleri kırdı. Bu kuvvetlere halen Anadolu'da muhkim halde bulunan Türkmen kuvvetleri de katıldılar. Böylece batıdan gelecek bir tehlikeyi ortadan kaldırmış olacaklardı. Daha kuzeye de çıkıp Ermeni Ani krallığının Bıncı kalesi kumandanı Vaşak Pahlavuni'yi öldürerek yendi. Ermeni Kralının ölüm kitabesi 1029'dur. Bunun üzerine Doğu Anadolu'da bulunan bütün Ermeniler, Vaspuragan kralı Senekherim idaresinde Orta Anadolu'ya kadar gittiler. Bu gidişi Türkmen süvarileri takip etti. Çağrı Bey de Türkmenleri Anadolu'da bırakarak Tuğrul Bey'in çağrısı üzerine Cent şehrine döndü. Çağrı Bey'in Anadolu seferinde 946-966 Türkmenleri ile yeni Türkmen kolları da Anadolu'da çeşitli sarp yerlerde yerleştiler. Türkmenler arasında adları sevilerek yayılan Tuğrul ve Çağrı Beyler, 1040'da Gaznelileri yenince, Anadolu'daki Anadolu Türkmenleri de kendilerine bir kurtarıcı bulmuşlardı. Orta Anadolu'ya kadar gelen Türkmen göçleri her zaman kuşku içindeydiler. Çünkü Düşman topraklarında yalnız idiler. Tuğrul Bey'in veziri Amid'ül Mülk'ül Kündüri'nin Bağdat'a kadar fethi ve Anadolu'yu fetih için Kutalmışın gönderilmesi ve akınların sıklaşması, Anadolu'da bulunan Türkmenleri nefeslendiren olaylar oldu. Anadolu'daki Türkmenler bundan yararlanıp bir kolu da Mut, Karaman, Ermenek havalelerine kadar Klikya Bölgesin! Ermenilerden alıp, Akseki'ye kadar gittiler. Klikya Bölgesine gelen Türkmenlerin bir kolu da Afşar Boyundandır. Bu boy Türkmenlerin başkanları Piri Mehmet'tir. Piri Mehmet'in oğullarından Karaman Bey Karaman'da, Oğuz Bey de Taşkent yöresine gelip yerleşmişlerdir. Afşar boyu Türkmenlerindendir. Bu hususta Harp Okulu Siyasî Tarih Öğretmeni Tahsin Ünal; Karamanoğulları Tarihinin I. fasikülü 20-25. sayfasında şöyle anlatır: «Yöreye (Klikya) yerleşen Türkmenler, Afşar boyundandır. Aynı boydan yörükler ise, İshaklı, İmamlı, Bahşiş ve Keşşeflidir.» Oğuz Bey, kardeşi Karaman Han'dan ayrılıp Taşkent'e adı ile maruf Oğuzeli'ne yerleşmiştir. Piri Bey oymağından Oğuz Bey ile beraber gelen (1031-1035) bugünkü sülale adları şunlardır: 1 - KURRALAR (Bekir Efendi Oğulları) 2 - MEHMET EFENDİLER 3 - HACIVELLER 4 - ŞIHOCAGÎL 6 - MUSTAFALAR (Hacı ibrahim Oğulları) 7 - TOMBULLAR Ana koldan kopmuş atalarımız, düşmanlarından korunmak amacıyla sırtlarını sarp dağa ve kayaya vermiş, kuşkulu ve yardım beklemektedirler. Kışı Oğuzeli'nde geçiren atalarımız bugünkü Sazak mevkiinde Katran Boğazı mevkiine kadar, aile aile dağılıp dikkat çekmekten kaçınmışlardır. Böyle göçebe ve kuşkulu hayat, Anadolu'yu baştan başa fetheden ve Bizans'ı tehdit eden Kutalmış'la feraha kavuşacak, 1071'de, Malazgirt Zaferiyle kök atacaktır. Oğuzeli: Halk dilimizde AVUZELİ olarak söylenmektedir. Atalarımız ana yurttan göç ederek geldikleri bu yeni yurtlarım hiç de yadırgamadılar. Çünkü M.Ö. ki büyük göçlerden Mezepotamya'da kurulan Türk Devletleri gibi Anadolu'da da atalarımızın izine rastlamışlardır. M.Ö. Etilerin hüküm sürdüğü, Lidya ve Firigya gibi devletlerin tarihî zenginlikleriyle dolu olan yeni yurtlarını bir ata yadigarını alırcasına Klikya Ermenilerinden, Bizans Rumlarından cebren almışlardır (1031-1035). Orta Asya'da hüküm süren Selçuklu imparatorluğu parçalandıktan sonra çeşitli beylikler ve ayrı ayrı devletler ortaya çıkmıştır. Bu sıralarda Orta Asya'yı, İran, Suriye ve Irak'ı istila eden bir İmparatorluk meydana çıkar. Cengiz Han - Moğol imparatorluğu. Bu imparatorlukla iyi geçinmesini bilen Anadolu Selçukluları istilaya uğramamıştır. Bunun sonucu olarak da İran'dan, Suriye ve Irak'dan göçmen Türkmenler Anadolu'ya sığınmışlardır. Bu sığınmada Klikya Bölgesine gelip yerleşenler de oldu. Ancak, bunları kovalayan bir Moğol Kavmi de buralara kadar geldi. Bu kabileler daha önce gelmiş olan Piri Reis oymağı ile ok atarak savaşmak zorunluluğu duydular. Kısa bir zamanda hepsinin aynı oymak Türk olduğu anlaşılıp Moğollara karşı birleştiler. Böylece daha kuvvetli ve daha da çoğaldılar. Yeni gelenlere Piri Şemsi Bey başkanlık ediyordu. Çünkü onlar da Afşar Boyu Türkmenlerindendir. Bu hususta da Ahmet Refik, Anadolu Türkmenleri adlı eserinin I. fasikülü 129. sayfasında şöyle anlatır: Afşar boylarına hanlık edenlerin hepsine Piri adı verilirdi. Moğollarla ilişkisi olan Afşarlar, 1051-1220 yıllarında Orta Asya'dan çıkmışlar, Suriye üzerinden gelip, Mut, Silifke, Ermenek ve Karaman havalelerine yerleşmişlerdir. Bu saydığımız yerlerden ancak bizim yöremizde bu soy Türkmenler görüldüğünden kesinlikle bizim atalarımızdır. Demek oluyor ki 1031-1035'de gelen ilk atalarımızdan elli sene kadar bir zaman sonra : Şemsi Bey, oymağıyla gelmiştir. Piri Şemsi Bey oymağında bulunan günkü sülale adı olarak da devam eden nesiller de şunlardır: l- FAKILAR 2- HACIHALIMELER 3- EMİNLER 4- DAVUTLAR (Kazancılar) 5- HACILAR 6- ÇELİKLER Ayrı zamanlarda gelen atalarımız Moğollarla birleşmiş, Şadılar, Kuzyaka, Sağırarönü ve Müderris mevkilerine taşınmış göçebe olarak yaşamaya devam etmişlerdir. Kışın buraları, yazın da yaylaları yurt edinmişler. Bir yandan da Moğollarla da iyi anlaşmışlar. Çünkü Klikya Bölgesi dediğimiz bu yerler hala Ermenilerin elindeydi. Onlara karşı birleşmek zorunluluğu duydular. Şah Bucağı mevkiine geçip oraya yerleştiler. Hatta hanlarına bir de saray yaptılar. Ondan dolayı da oraya o gün bugün Şah Bucağı denir. Türk-Moğal karışımı zamanla ayırım yapılmamış, akrabalık, komşuluk, kız alıp vermekle hısımlık kurulmuş, birbirleriyle iyi münasebette bulunulmuştur. Böylece 1150 yılma kadar yaşamışlardır. Sürüleri ye nüfusları bir hayli kalabalıklaşmıştı. Sürülerine oymaktan birisi çoban olmuştu. Çevredeki meralar otlatmaya hayli elverişliydi. Su da böldü ve çevrenin ormanlık olması nedeniyle çok hoşlanan serin ve çam kokulu havası da vardı. Ne var ki çevrenin ormanları Frigya ve Lidyalılar zamanında gemi için birtakım tahrip görmüştü. Atalarımızın geldiği sırada en çok Hisar (ASAR) mevkilerinde ve ERENLERDE orman vardı. Çoban sürüleri otlatırken ormanın otluğundan, su kenarlarındaki çimenlerden de yararlanılıyordu. Bugünkü Kuzan Mahallesi ta-rafının o zamanki ormanlık sahası çobanın en çok girdiği ormanlıktı. Bir keçinin her gün dehliz bir yoldan gidip sakalı ıslak olarak çıkması çobanın dikkatini çeker. Keçiyi takibinde güzel bir suyu keşfeder. Akşam oymağında durumu izah eder. Ertesi günü bir grup keşfe çıkar. Bugünkü Ballar Çeşmesi suyunun gözü keşfedilir. Atalarımız karar verirler: Yayla, bağ göç etmekten yorulduk. Yeni keşfettiğimiz suyun etrafına toplanalım, evler yapalım, dirlik düzenlik kurup bir arada yasayalım. derler ve başlarlar evler yapmaya. Orman açılır, evlerde keresteleri kullanılır. Bugün bile evlerimizin içinde kökü yerde kalmış ağaçlar vardır. Böylece atalarımız bir köy haline gelmişlerdir (1150).
|
|
Köy kurulmuş, Piri Bey oymağım toplamıştı. Gardaşlarım... Yeni bir yurt edindik, evler yapıp köy kurduk. Bu yurdumuzun da bir adı olmalı. Kendimizi bir bütün olarak köyümüzle tanıtmalıyız. Onun bu sözleri oymağı tarafından coşkunlukla karşılandı. Oymadın en yaşlısı olan Mustafaların atası Hacı İbrahim Efendiden bir ad istediler. O da: Yeni yurdumuzda bizi huzura kavuşturan çalışkan Pirimizin evladı olmadığından, yerini kabul ederse bu köyün adım ve tüm köyü evlat ederek köyümüze Onun adım verelim. Adı Piri Kondu olsun. Köy adı coşkunlukla kabul edildi. Hayvancılığın yanında bez ve kilim tezgahları da kurmuş, geçinip gidiyorlardı ki Klikya Bölgesi Ermenilerinin saldırılarına uğradılar. Aynı soydan gelen öteki Türkmen kolu da Akseki taraflarına yerleşmişti. Ermeni saldırılarına karşı birleştiler. Bu hususta İslam Ansiklopedisi 10. cilt 381.sayfasında Klikyanın fethi 1185 başlıklı yazıda: Bizans kapılarına dayanan ve Anadolu'da kuvvetli bir kök sahibi olan Selçuklular, Bizanslılardan vergi alıyorlardı. Aynı yıl Klikya Bölgesi Türkmenleri Ermeni Krallığım tamamen istila ettiler. Bu fethi II. Kılıç Arslan adına yaptılar. Klikya Bölgesinin Türkmenleri, Suriye üzerinden geldiği anlatılır. Çevrenin tamamen düşmanlardan annması sonucu atalarımız, ticaret hayatına başladılar. Sürüleriyle uğraşıp tezgahlarım çalıştırdılar. Zaman zaman da Anadolunun siyasî akımlarına ayak uydurdular. Selçuklu imparatorluğu parçalanınca Anadolu'da Anadolu Selçuklu imparatorluğu kuruldu. Böylece Piri Kondu Anadolu'da Anadolu Selçuklularının bir köyü olarak hizmetini sürdürdü. Piri Kondu'da yıllar yılları kovaladı ve büyüyen köye, ihtiyaç hale gelen bir mescit yapılması kararlaş- tırıldı. Bekir Efendi ve Hacı İbrahim adlarındaki zatlar köye önderlik ederek mescidi bir yazda tamam- ladılar. Halkın en yaşlısı olan Hacı ibrahim'e de imamlık görevi verdiler. Demek oluyor ki Kuzan Camii olarak tanınan ibadethane, şitli araştırmalar ve eskiden yapılmış süslemeleri ile Büyük Selçuklar zamanında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır (Tahminî olarak 1100-1150). Anadolu'da Selçuklu Hanedanı Arslan Yabgu, Resul Tiğin ve Kutalmış'la başlamıştı. Ayrıca bir devlet olarak kurulduktan sonra Türkün özelliği yine kendini gösterir: Sınırlarım genişletip, hükmetmek, işte bu idare Alaeddin Keykubat zamanında en sağlam ve en parlak devrini yaşar. Parlaklığın süslediği zaferlerden önemlileri: Moğollarla iyi geçinip, doğuyu güvenliğe alması ve Antalya'yı fethetmesidir. Yöremizle ilgili olan Antalya fetihidir. Çünkü Antalya fetihinde Piri Kondu yolu güzergahıdır. Bu hususta M. Ali Kemaloğlu'nun Alanya Tarihi eserinin 61. sayfasında aynen şöyle anlatılır: Bizzat hükümdarın kumar ettiği Türk Ordusu, en kısa yol olan Konya-Çumra-Dinek-Belviran-Hadim ve Pirlevkanda yoluyla Kalonoros'a (Antalya) inmiştir. Bu zaferin dönüşünde soğuk suyundan testisini dolduran kızın çeşmesine yaklaşır Çeşmeden su içer ve kıza sorar: - Kızım köyünüz nerededir ? - (Asar Belini göstererek) Şu tepenin arkasındadır Sultanım. - Söyle köylülerine, sultanım bu çeşmenin yapılmasını istiyor. Diyerek yoluna devam eder. Bunun üzerine o suyun bulunduğu mevkiye çeşme yapılır. Çam ağacından oyularak yapılmış su içme kabı (şapşak olarak bilinen) da konur. Çeşmenin yapılmasına vesile olan Alaeddin'e izafeten Sultan Çeşmesi denir. Çeşmenin adı hala Sultan Çeşmesi olup soğuk suyuyla meşhurdur. Sultanın suyunu beğenip, çeşme yapılmasını emreden Alaeddin bu küçük köyün kimliğim sorduğunda (coğrafî bölümünde yeri anlatılırken yazdığımız gibi) Aladağlı EIhaç Mustafa vakfı olduğunu öğrenir. Bundan sonra büyük bir kasaba olarak çevremizi Piri Kondu'ya tapuladı. Yıllar yılları kovalıyor, köy genişliyor ve ahalisi çoğalıyordu. Halk çeşitli yerlerde ticarete başladı. Nesiller değişiyor, nesillerle birlikte köyün adı da Piri Kondu - Pirilkondu - Pirlevkanda ve Pirlonda olarak değişiyordu. Evliya Çelebi Seyahat- namesinin 9. cilt, 290. sayfasında Kariye-i Kondu olarak ve sahrasında bir Türkmen köyüdür. Diyor. Bu arada efsane olarak bilinip anlatılan bir gerçeği anlatalım: Konya Eski Eserler Müzesi Müdürlüğünden alınmış, 1203 te yayınlanmış, zamanının resmî gazetesi şeklinde olan MECMUATÜL TEVARÎ-ÜL MEVLEVIYE adlı mecmuanın 110. sayfasından alınmıştır. «Keramet-i Dar Karyeri Pirler-Konda» bu paragrafta beyan ediliyor. Hz. Mevlana Hadim civarına birkaç günlük istirahat ve teferrüç için gittiklerinde (Hicrî 668 ki Hz. Mevlana 64 yaşında iken) O karyeden geçerken çamaşır yıkayan kadınlara tesadüf ediyor. 0l -o- kadınlardan su istediğinde bir tas su verilir. Suyun içine çam çöpü koyulur. Bunu niçin yaptığını suyu veren kıza sorduğu zaman: - Efendim terlisiniz. Soğuk su zarar verir diye attım dedi. Hz. Mevlana: - Adım bağışla kızım der. - Adım bağışlandı efendim diyerek kız cevap verir. Bunun üzerine Hz. Mevlana: - Bir arzunuz var mı? diye sordu. Dokuma bezlerinden LONCA (zamanın esnaf vergisi) mühürü basılıp, damga vergisi alınıyordu. Bez damgalayan memurların güçlük çıkardıklarından yakındılar. Canlarının yangın olması hasebiyle Hz. Mevlana bu iş zımnında tahsilat talebinde bulundular. Hz. Mezlana Tac-ül Vezir Süleyman Muiniddin Pervaneye bir kağıt yazıyor, bütün vergilerden muaf tutulması için «ÇAMINIZ KURUMASIN, KARINIZ FARIMASIN, SUYUNUZ ILIMASIN VE BEZÎNÎZDEN DAMGA AKÇASI ALINMASIN» dediler. Bunu Pervaneye verdiler. O da cemî Tekaküften muaf tuttular. Alaeddin Keykubat'tan sonra parlak devrini kaybeden Anadolu Selçukluları, Moğolların baskınına maruz kalır. Moğollar İran'ı alıp Anadolu sınırlarına yaklaştıkları sırada Anadolu Selçuklularının basında II. Gıyaseddin Keyhüsrev bulunuyordu. Bu babası Alaeddin Keykubat gibi değerli bir adam değildi. Sadettin Köpek adında bir emirin etkisinde kalarak bazı Türk beylerini öldürtmüş, bazılarını da gücendirerek yalnız kalmıştır. Aynı zamanda Baba İshak adında bir Türkmenin ayaklanmasını da zor bastırabilmiştir. Böyle bir zamanda Baycu komutasındaki Moğol ordusu İran üzerinden Anadolu'ya girdi. Zaten Orta Asya'da ve Maveraun Nehir'de bulunan Türklere binbir türlü eziyet yapıp, taş taş üstünde bulunmayacak şekilde yakmışlar ve yıkmışlardı. Anadoluya giren Baycu, Erzurum'u ele geçirdi. II. Gıyasettin Keyhüsrev kendi ordusundan başka Eyyubilerden yardım istemiştir. Buna rağmen Baycu'ya 1243 yılında Kösedağ Muharebesinde yenilmiştir. Vergi vermek suretiyle anlaşmaya varılmıştır. Varlığı ve yokluğu farksız oluşundan sonra Sultan II. Mesud'un da ikiyüzbin kişiyi Moğollara öldürtmesinden sonra 1308 yılında Anadolu Selçukluları yıkılmıştır. Bundan sonra Anadolu'da birtakım Türk beylikleri kurulur. Bunlar: İçel-Ermenek ve Konya'da Karaman Oğulları, Kütahya'da Germiyan Oğulları, Birgi-Tire-İzmir ve Aydın'da Aydın Oğulları, Manisa ve Menemen'de Saruhan Oğulları, Balıkesir ve Bergama'da Karesi Oğulları, Kastamonu ve Sinop'ta Candar Oğulları, Eğridir-Isparta ye Antalya'da Hamit Oğulları, Milas ve yörelerinde Menteşe Oğulları, Söğüt ve çevresinde Osman Oğulları. Pirlonda beylikler zamanında Karaman Oğullarına bağlı yaşadı Fatih Sultan Mehmet'in 1487'de Karamanı alıncaya dek. Bu tarihten sonra da Osmanlı İmparatorluğuna bağlı olarak kalındı. Ancak Pirlonda Karaman Oğullarına bağlı kaldığı sırada tarihî bir geçit daha vermiştir: Karaman Oğlu ile Antalya Beyi Hamit Oğlu sınır anlasmazlığına düşerler, mütareke ile karar verilir ki her iki bey şafakla yola çıkacak, karşılaştıkları yeri sınır yapacaklardı. Efsane olarak anlatıldığına göre Karaman Beyi horozuna kara biber yedirip erken ötmesini, böylece şafak denilen vaktin erken gelmesin! sağlar. Horoz ötümü ile çıkılacağı kararlaştırıldığından her bey karşı tarafa birer adamlarım gönderirler. Bu adamların sayesinde erken yola çıkma değil de horozun ötmesi şart oluyordu. Karaman Beyinin kurnazlığıyla ve horozunun erken ötmesiyle Konya'dan yola çıkıp Hamit Oğullarından daha çok yol alırlar. Bu yol güzergahı daha önce bilinen Alaeddin Keykubat'ın Antalya seferi yoludur. Böylece Pirlondadan geçen bey, Hamit Oğlu ile bugün bile adı ile maruf BEYLERİN TOPRAK YIĞDIĞI YER'e varırlar. Burası Pirlondanın 27 km. güneyi, Ermenek tarafıdır. Anlaşma üzere adından da anlaşılacağından sınır olarak suni bir toprak yığını yaparlar. Türk ve Müslüman alemini haçlılara karşı koruyan Selçuklulardan sonra Anado- lu'daki Türkler beylikler halinde parçalanmışlardı. Bunlardan yine Oğuzların Kayı Boyundan olan Türklere daha Selçuklular zamanında Ertuğrul Gazi zamanında Anadolu'ya Moğollardan kaçıp sığınmışlardı. Ertuğrul Beyden sonra babasının yerine geçen Osman Bey Selçuklular tarafından uç şehri olan Söğüt'e Bizanslılara karşı yerleştirilmişlerdi. Beylikler devri başlayınca, Söğüt çevresinde de Osman Bey para bastırıp hutbe okuttu, padişahlığını ilan etti (1299). Diğer beyliklere ve Bizanslılara karşı üstünlük sağlandı. Rumeliye geçildi. Kosavalar, Niğbolular, Varnalarda yeni yeni haçlılara karşı konuldu. Nihayet çıban başı olan Bizansı (İstanbul'u) 1453'de Fatih Sultan Mehmet ülkesine, Türklere kazandırdı. Böylece çağ açan Türk unvanım aldı. Bu zaferin yanında Uzun Hasan galibiyeti ile Anadolu birliğini sağlaması Türklüğün gücünü ortaya koydu. Anadolu birliğini sağlarken, beylikleri ülkesine katarken, Fatih'i en çok Karaman Oğulları uğraştırdı. Karaman Oğullarının Osmanlılara iltihakı ile Pirlonda da Osmanlılara iltihak etmiş oldu......
|
.... Bu siyasî tarihin akışı içinde Pirlando ilim, sanat ve tekniğine de yer verip ulemalar, erişkin hocalar, bilginler yetiştirmiştir. Nitekim bunların en büyüğü olan Uzun Şıh'ın efsanesini anlatalım: . Pirlando Kuzan Mahallesi tarafında bir köydür. Eminlerin Hatıplardan olan Uzun Şıh, bilgin ve Allah katında özel bir yeri olan insanlardandır. Halkımız böyle insanlara erişkin demektedir. Sabah namazını Mekke'de kılıp gelen adamlardan olup Yavuz Sultan Selim zamanında yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim Şah İsmail'e daha babası II. Beyazıt (Sofu Beyazıt) zama- nında kızıyordu. Çünkü Şii meshebini Anadolu'da el altından yayıyor, Doğu Anadolu'yu bende etmek istiyordu. Babasının yerine geçince zamanın en gözde beldesi olan Bağdat'ı almayı düşünüyordu. Bunun için önce doğudaki Şah ismail tehlikesini kaldırmağı gerekliydi. Bu amaçla ülkesine bir fermanla zamanının hocalarım çağırmak için haberciler gönderdi. Haberciler medreselerin bulunduğu yerlere uğruyorlardı. O zaman Pirlonda da medrese vardı. Uzun Şıh medrese tahsili görüp hocalık yapmaktaydı. Gelen haberciye «Sen git ben gelirim» der. Anasının yeni pişirdiği yufka ekmek ile uzun bir zaman aradan vakit geçmesine rağmen daha ekmek soğumadan haberciye yetişir, Ona taze yufka ikram eder. Böylece saraya varılır. Yavuz Sultan Selim gerçek din ve fikir adamlarım, gerçek ulema kişileri anlamak için sarayın giriş kapışı eşiğinin altına Kur'an-ı Ke-rim'i koydurur. Ülkenin çeşitli yerlerinden gelen din adamları selam verip saraya dolarlar. Uzun Şıh ise gerçek ermişliğini gösterir. Kapının bekçileri «Buyur hocam» demelerine rağmen O saraya girmez. Askerler durumu padişaha bildirirler. Derhal dışarı fırlayan padişah Uzun Şıh'a: Girsene!.. deyince. : Kokusunu aldım. Emaneti eşiğin altından almazsanız giremem. Onu atlayamam, deyince padişah buna çok sevinir, îşte gerçek hoca diye düşünüp Kur'an'ı oradan aldırtır. Aradığım artık bulmuştu. Gelen hocalarla kısa bir sohbetten sonra onların dağılabileceğini fakat Uzun Şıh'ın kalmasını söyler. Yalnız kaldıklarında: Hocam ben Bağdat'a sefere çıkmak arzusundayım. Ne dersin? - Padişahım, akşamın işini sabaha bırakma, diyerek Ona zaferini müjdeler. Bunun üzerine padişah hocaya teşekkür eder ve derhal ordusuna emir verir.l Anadolu'yu baştan başa geçen ordu huzursuz olmaya başlar. Nereye gittiklerini bilmemektedirler. Yavuz'un çadırma ok bile atmışlardır Bunun üzerine Yavuz tarihî sözünü söyler: ; - Er olan benimle gelsin, rahatlarını düşünenler karılarının yanma gitsin. Galeyana gelen ordu Yavuz'un peşine düşmeye mecbur olur. Şah ismail 1514'de Çaldıran'da ağır mağlubiyet alır. İran zaptedilip Şii tehlikesi kaldırılır. Daha sonra 1515-1516'da Irak üzerine döner. Tarihin gözde merkezi olan Bağdat bütün ihtişamıyla görünür. Ordusunun yorgun oluşunu düşünen ve vaktin geceye doğru oluğu istirahata mecbur etmişti. Çok yorgun olan Yavuz derhal otağında uyumuştu. Diğer taraftan Osmanlı ordusunu gören Bağdatlılar, savunmaya hazırlanırlar. Kaleyi ellerinden geldiği kadar kapatırlar. Yavuz uykusunda bir tekme yediğini hissedip ve Uzun Şıh'ı rüyasında görüp irkilerek fırlar. Çünkü Uzun Şıh Onu tekmeleyip: - Akşamın işini sabaha bırakma demedim mi ben sana demişti. Yavuz derhal orduya emir verir. Ani baskın ve hücumla Bağdat alınır. 1517'de Ridaniye Savaşıyla Mısır'ı ve Arabistan Yarımadasmı da alan Yavuz ilahi dinin halifelik temsilciliğini, Peygamberimizin emanetleriyle teslim alır. Bu büyük zafer ve kazanç Türkler için ilelebet gidecek bir temsilciliğin basamağı olmuştur. Anadolu'ya dönen Yavuz, Uzun Şıh'ı çağırtır. - Hocam sayende çok şeyler kazandık dileğin ne ola? - Sağolun Hünkarım, sağlığınız. - Yok yok... Sana birşey vermeliyim. Ne dilersin? - Padişahım köyüme bir camii yaptırın, başka bir dileğim yoktur. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim yeteri kadar akçenin Uzun Şıh'a verilmesin! emreder. Uzun Şıh'ın evi Hatıpların evinin yerindeydi. O zaman bu ev Pirlonda'nın dışındaydı ve etrafı mezarlıktı. Cami için aldığı akçe ile Pirlondaya dönen Uzun Şıh bütün köylüyü toplayıp cami için bir yer seçerler. Halk arasında seçilen yere itirazlar olur: - Hoca evinin yanına camiyi yapıyor. - Hoca cami bize çok uzak, köyün dışına oluyor. Gibi... Bunun üzerine Uzun Şıh: - Arkadaşlar, seçilen bu yer evet bugün köyün dışında kalıyor fakat zamanla camimiz köyümüzün tam ortasında kalacaktır. Bununla ikna olan köylüler daha Yavuz'un sağlığında camiyi yaptılar. Caminin yapıldığını da Yavuz'a haber verdiler, işte bugün Büyük Cami adı ile bilinen camimiz Yavuz Sultan Selim tarafından, Uzun Şıh vesilesiyle yapılıyor. Resmi kayıtlarda da caminin adı Uzun Şıh Selimiye Camisidir. Arap Hoca ile başlayan Pirlondanın manevi fikir zenginliği olan hayatı Uzun Şıh aşamasını geçtikten sonra Osmanlıların ıslahat hareketlerinde fikren hizmet eden sarayda yaşayan fikir ve huzur hocalanmıza kadar gelir.
1974' te basılmış olan TAŞKENT' İİN DOĞUŞU adlı kitabdan alınmıştır.







{bmsmanager:bookmarks;size:small;text:nn;separator:;badges:1,2,3,4,9,11,13,14} |